Hayat-ı Şerifleri

Ağustos 4, 2009

Her ümmetin bir emini vardır. Bu İslâm ümmetinin de emini Ebû Ubeyde bin Cerrah’dır.

Hadis-i şerif

Dünyada iken Cennetle müjdelenen on bahtiyardan birisi olan Ebû Ubeyde bin Cerrah (r.a.) Islama ilk gönül verenlerdendi. Asıl ismi Âmir, künyesi Ebû Ubeyde’dir. Dedesine nisbetle de Ebû Ubeyde bin Cerrah olarak meşhur olmuş¬tur. Sülâlesi yedinci karında Resul-i Ekrem’e (a.s.m.) ulaşmaktadır.
Hz. Peygamber (a.s.m.) “Her ümmetin bir emini vardır. Bu İslâm ümmetinin de emini Ebû Ubeyde bin Cerrah’dır”1 buyurarak onu övmüştü. Hatırlanacağı üzere, Peygamberimize verilen bir lâkab da “el-Emîn” idi. Bu hadisiyle Pey¬gamberimiz kendisine ait bir sıfatı Ebû Ubeyde’ye vermiş oluyordu. Nitekim Ebû Ubeyde’nin Müslümanlar arasında lâkabı “Eminü’1-Ümme” idi.
Yemenliler Peygamberimizden Islâmiyeti ve sünneti öğretecek bir kişiyi is¬tediklerinde Resulullah, Ebû Ubeyde Hazretlerini göndermişti.
Müslüman olduğunda genç yaşta baba ocağından ayrılmak mecburiyetinde kaldı. Müşrik babası onu eve koymuyordu. Ailesi ile birlikte çok zor şartlar al¬tında dinini yaşamaya çalıştı. Habeşistan’a hicret yolu açıldığında müşriklerin eza ve cefasından kurtulmak için oraya hicret etti. Daha sonra da Medine’ye hic¬ret ederek Resul-i Ekreme (a.s.m.) kavuştu. Resul-i Ekrem Efendimiz, Muha¬cirlerle Ensân kardeş yaptığında Ebû Ubeyde’nin Medinelilerden kardeşi Sa’d bin Muâz’dı.
Cesur bir Sahabî ve kahraman bir mücahit olan Hz. Ebû Ubeyde bütün savaş¬larda Peygamberimizle birlikte idi. îslâmın en mühim savaşı olan Bedir’de üs¬tün gayret sarfetmişti. Kendisi müminlerin safında, babası Abdullah da müşrik¬lerin arasındaydı. Babasıyla karşı karşıya geldi. Babası peşini bırakmıyordu. Öldürmek için fırsat kolluyordu. Ebû Ubeyde ise müşrik babasının kanını dök¬memek için değişik yerlere geçiyordu. Fakat bir türlü elinden kurtulamıyordu. Nihayet babasını dinine feda etti. Bu hadise üzerine, “Allah’a ve âhiret gününe iman edenlerin, babalan veya oğullan veya kardeşleri veya soyu sopu, aşiretleri olsa da yine Allah ve peygamberini düşman tutanlara dostluk ettiğini göre¬mezsin”2 âyet-i kerimesi nazil oldu.
Uhud Savaşında müşrikler Resul-i Ekrem Efendimizin üzerine hücum et¬mişler, yüzünü yaralamışlar, mübarek dişlerini kırmışlardı. Peygamberimizin miğferinden kopan iki halka yüzlerine batmıştı. Hz. Ebû Ubeyde Resulullahı bu halde görünce dayanamamış, Peygamberimizin yüzüne batan halkaları dişle¬riyle çekerek çıkarmıştı. Bu yüzden ön dişlerinden ikisi kırılmıştı.3
Daha sonra Resul-i Ekremle birlikte bütün gazalara katıldı. Her birinde üstün fedâkârlık numuneleri sergiledi.
Ebû Ubeyde temiz kalbli bir insandı. Resul-i Ekremden aldığı bir emre nefsi¬ni feda eder derecede feragat gösterirdi. Selâsil Vak’asmda Amr İbn Âs’ın, Ebû Ubeyde’ye yanmdakilerle birlikte kendi idaresine girmesi yolunda yaptığı tek¬life itiraz etmemişti. Ona Resul-i Ekremin “Amr İbn As ile ihtilâf çıkarma” sö¬zünü hatırlatarak, “Sen beni dinlemezsen de, ben seni dinlerim” demiş onun emrinde hareket etmişti.
Hz. Peygamber onu Habat Gazvesine memur ettiğinde üç yüz Sahabîyle yola çıktı. Yolda erzak bitince, iki yüz hurmayla bir kaç gün idare ettiler. Bütün yiye¬cekleri bitip de sahile varmışlardı ki, koca bir balığın kıyıya vurmuş olduğunu gördüler. Ondan günlerce yediler. Daha sonra Ebû Ubeyde Hazretleri müşrik¬lerin kervanını gözetlemek için emrine verilen birliği vazifesini bitirdikten son¬ra sağ salim geri getirdi.
Resul-i Ekremin irtihalinden sonra hilafet meselesinde mü’minler halifeliğe Hz. Ebû Bekir, Ömer ve Ebû Ubeyde’yi lâyık görüyorlardı. Hz. Peygamber bir hadis-i şeriflerinde Hz. Ebû Bekir ve Ömer’den sonra, Ebû Ubeyde için de, “Ne iyi adamdır”4 buyurmuştu. Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer’le Ebû Ubeyde’yi elleriyle tutarak, mü’minlerin, ikisinden birisini halife seçmelerini teklif etmişti. Hz. Ebû Bekir’i kendilerine tercih eden bu iki zât onun seçilmesine karar verdi¬ler.
Hz. Ebû Ubeyde idaresi, dirayeti, üstün aklı ve zekâsı ile ümmet arasında temayüz etmişti. Hz. Ömer kendisinden sonra halifeliğe en lâyık kimse olarak Ebû Ubeyde’yi görüyordu.
Hz. Ebû Bekir’in hilâfete geçmesinden sonra Ebû Ubeyde Hazretleri Şam ve civarının fethi için vazifelendirildi. Başta Humus ve Şam olmak üzere Antakya’ya kadar olan yerleri Hz. Ebû Ubeyde’nin kumandasındaki İslâm mücahitle¬ri fethetti. Daha sonra Kudüs’ü muhasara eden Ebû Ubeyde, Kudüslüleri sulhe razı etti. Fakat Kudüslüler barış akdinin Hz. Ömer’in bulunmasıyla mümkün olacağını söylediler. Medine’ye haber gönderen Ebû Ubeyde, Hz. Ömer’i davet etti. Hz. Ömer’de yerine Hz. Ali’yi vekil bırakarak Kudüs’e varmak için yola çıktı. Günler süren meşakkatli yolculuktan sonra Kudüs’e vardı. Kudüs’ün anahtarını teslim aldı.5
Hz. Ömer devrinde Müslümanlar arasında kıtlık baş göstermişti. Hz. Ömer valilerden yardım talep etti. Ona ilk yardım eden Hz. Ebû Ubeyde oldu. Şam Valisi olan Hz. Ebû Ubeyde dört bin yük zahireyi bizzat Medine’ye kadar götü¬rerek Medine civarındaki Müslümanlara taksim etti.
Hz. Ebû Ubeyde çok sade bir hayat yaşardı. Onun bu husustaki ölçüsü Pey¬gamberimizin, “Sizden en çok sevdiklerim ve en yakınlarım, bana benden ayrıl¬dıkları hal üzere ulaşanlardır” hadisiydi.6
Hz. Ömer halifeliği sırasında Şam ve civarında çıkan veba hastalığını yerin¬de görüp incelemek üzere Şam’a gitmişti. Etrafına toplanan şehrin ileri gelenle¬rinden, “Kardeşim Ebû Ubeyde nerede?” diye sorduğunda, “Şimdi gelir” dedi¬ler. Az sonra Ebû Ubeyde bir deve üzerinde geldi.
Hz. Ömer, Ebû Ubeyde Hazretlerine kendisini evine davet etmesini söyledi. Valinin yaşayışını gözleriyle görmek istiyordu. Birlikte eve geldiler. İçeriye gi¬ren mü’minlerin Emîri evin içinde kılıcı, zırhı ve bir kaç parça da ev eşyasını gördü. Bunun üzerine Hz. Ömer, “Senin bunlardan başka birşeyin yok mu?’ di¬ye sorunca, “Bunlar benim ihtiyacım için kâfidir” diye cevap verdi. Gözleri yaşla dolan Hz. Ömer, “Ey Ebû Ubeyde, dünya herkesi değiştirdi, ama seni de¬ğiştiremedi” buyurdu.7
Ebû Ubeyde (r.a.) her bakımdan fazilet timsâli bir Şahabı idi. Allah’tan çok korkar, Resulünün sünneti üzere hareket ederdi. Onun bütün hareketlerinde Al¬lah korkusu hâkimdi. Son derece mütevaziydi. Şam’da vali iken şöyle diyor¬du:
“Ben Kureyşliyim. Fakat teni kırmızı veya siyah biri yoktur ki, takva itibarıy¬la benden üstün olsun da, ben ‘Keşke bu adamın bedeni içinde ben olsaydım’ de¬meyeyim.”
Hz. Ebû Ubeyde son derece cömertti. Elinde avucunda ne varsa muhtaçlara dağıtırdı. Bir defasında Hz. Ömer kendisine dört bin dirhem göndermişti. Elçi¬ye de, “Dikkat et bakalım, parayı ne yapacak” diye tenbih etti. Elçi parayı teslim ettiğinde Hz. Ebû Ubeyde bütün parayı muhtaçlara dağıttı.
Vazifesine bütün canıyla bağlı olan ve Resulullah sevgisiyle coşan Ebû Ubeyde (r.a.) idaresi altındakiler! öz evlatları gibi gözetirdi. Onun merhamet ve şefkati sadece Müslümanları değil, idaresi altında bulunan Hıristiyanlan dahi içine almıştı. Bu sebeple Hıristiyanlar da ona hizmet ederler, düşman hareketle¬rini kontrol ederek ona malumat verirlerdi.
Ebû Ubeyde bin Cerrah, Hicretin 18. yılında 58 yaşında iken taundan vefat etti.
Allah ondan razı olsun.

1. Tirmuî, Menâkıb: 33.
2. Mücâdele Sûresi, 22.
3. Osdü’I-Gâbe, 3:85.
4. Tirmizt, Menâkıb: 33.
5. Asr-ı Saadet, 2:66.
6.Müsned, 1:196.
7. Isâbe, 2:254; Vsdü’l-Gâbe, 3:85.